Anasayfa  |   İletişim  | AR - EN
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Bize Ulaşın
Mesajınız
Bize Ulaşın
FSMVÜ | Metni Anlama Yöntemi Olarak Delalet Biçimleri
Haber Etkinlik Arşivi
Metni Anlama Yöntemi Olarak Delalet Biçimleri

20 Nisan 2016

Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün hazırladığı “Klasik'ten Post-Modern'e Eleştiri Ve Okuma Biçimleri” serisinin beşincisinde Prof. Dr. Tahsin Görgün, “Metni ve Medeniyeti Anlama Yöntemi Olarak Delalet Biçimleri” başlığında konuştu.  

Üsküdar Yerleşkesi, Aşçıbaşı Konağı’nda gerçekleştirilen konferansta takdim konuşmasını yapan Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hasan Akay, “Prof. Dr. Tahsin Görgün, kültürel kaynaklarımızı çok iyi bilen ve değerlendiren; yirmi yıllık çalışmalarının merkezine anlam ve anlamı yorumlama faaliyetlerini alan çok değerli bir hocamız.” dedi.

İslâm’da Her Şey Delil ve Delaletle İlgilidir

Medeniyetimizde metni ve aynı zamanda medeniyeti anlama yolunda delalet tabirinin farklı arka planları içinde taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Tahsin Görgün, en önemli delilin Hz. Peygamber olduğunu belirterek “Çölde yolu bulan insan manasına gelen “delil” kelimesinin insanları aşan aynı zamanda insanları buluşturan bir manası var. İslâm Medeniyeti perspektifinden bakınca her şey delil ve delaletle alakalıdır. Delil ve delaletin nihai merci de Allah’ın isim ve sıfatlarının mazharı olarak âlemdir. Tüm marifet, marifetullaha yöneliktir. Bu marifetullah da Allah’ın isim ve sıfatlarının bilgisidir.” değerlendirmesini yaptı. En büyük yol gösterici olan Kuran-ı Kerim’in, insanların anlayabildiği tabii bir dille insanlara ulaşmış ilahi ayetler bütünü olduğunu belirten Görgün, “Kuran-ı Kerim’in anlamlı en küçük birimi için kullanılan tabir olan “ayet”, bir şeyin delili demektir. Delil ve delalet söz konusu olduğunda tam da İslâm Medeniyetinin merkezini konuşuyoruz demektir.” diye konuştu.

Konuşma eyleminin amacı ve sonuçlarını bir sistem içerisinde açıklayan Görgün şöyle devam etti: “Bir şeyi söylerken bir şeyi kastediyorum demektir. Söylediğim kelimenin ben konuşmadan önce de benim kastımdan bağımsız, dilde bir manası vardır. Ben istediğimi kastedeyim, netice itibariyle muhatabın anladığı şeyler var. Sözün delaleti, dolayısıyla söz ile mana arasındaki ilişki; muhatap, söz (dil) ve konuşanın konuşma faaliyeti içinde ortaya çıkan açık bir boyut olarak zuhur ediyor. Dolayısıyla konuşmanın ucu her zaman açıktır. Hiçbir zaman son sözü kimse söyleyemez.”

Kuran-ı Kerim’de Söz Söyleme Biçimleri

Fıkıh usulü kitaplarında yaygın olarak kullanılan 4 delalet tipinin “ibare - işaret- nas ve iktizâ” olduğunu ifade eden Görgün, Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu 4’lü tasnifi hadis-i şerifleri açıklamada nasıl kullandığını da anlattı. Kuran-ı Kerim’de sözün “inşâ” ve “haber” olarak iki söyleme biçimi olduğunu belirten Görgün, bu ayrımın Batı metinlerindeki karşılığının performative (kendisiyle eylemelerin gerçekleştiği ifadeler) ve constative (bir konuda bilgi veren ifadeler) olduğunu Paul Ricoeur metinleri üzerinden aktardı. Görgün, “İnşâ, kendisiyle eylemlerin gerçekleştirildiği, doğru ve yanlış olması söz konusu olmayan ifadelerdir. ‘Kapıyı kapat’ demek mesela. Burada bir emir söz konusudur. Haberde ise bir konuda muhatabınıza malumat veriyorsunuz. Muhatap inanır veya inanmaz. Peygamber bir haber getirdiğinde insanlar ona inanırsa kişi için bilgi kaynağı olur, inanmazsa olmaz.” dedi.

Ayetlerin Manasını Nasıl Anlayacağız?

Kutsal metni anlama sürecinde ayetlerin manasının ne olduğuna karar verme gibi bir sorun ortaya çıksa da bu sorunun Müslümanların üzerinde ittifak ettiği Hz. Peygamber'in sözleri aracılığıyla giderileceğini ifade eden Görgün, “Mana dediğimiz şey, bitmemiş bir süreç ise açıklık bir sınırsızlık mı, sorusu doğuyor. Herkes, her istediğini anlayabilir mi? Bu perspektifle Müslümanlık muhafaza edilebilir mi? Kesinlikle hayır. Müslümanların o mananın açıklığını disipline edecek bir yöntemi de geliştirmeleri lazım. Sözle ilgili insanların ittifak ettiği mütevâtir bir hayat tarzı varsa mütevâtir hayat sözün manasının sınırlarını belirlemede tayin edici olabilir. Kuran-ı Kerim’in anlaşılması söz konusu olduğunda tüm Müslümanların üzerinde ittifak ettiği Hz. Peygamber’den üstlenilmiş bir pratik var. Fıkıh kitaplarında yazılı hale getirilip kaydedildiği için bu pratik bize, Kur’an’daki ve hadisi şeriflerdeki ifadelerin manasının ne olduğu konusunda tayin edici kriteri veriyor. Diyor ki ‘zahir esastır.’ Peki zâhir nedir? Zâhir, mütevâtir olarak gelen hayatın bize öğrettiği şey. Temel mesele, zâhire rivayet etmektir.” diye konuştu.

Konferans soru-cevap faslının ardından sona erdi. 



  • http://sbe.fsm.edu.tr/resimler/upload/22016-05-04-01-03-32pm.jpg
    Metni ve Medeniyeti Anlama Yöntemi Olarak Delalet Biçimleri
  • http://sbe.fsm.edu.tr/resimler/upload/32016-05-04-01-03-32pm.jpg
    Prof. Dr. Tahsin Görgün - Prof. Dr. Hasan Akay

Kurumsal
E-Posta
İnsan
Kaynakları
SKS
FSM
Otomasyon
International Relations
FSM SEM
ALUTEAM
KURAM
FSM
TÜMER
Kariyer
Merkezi